Onu efsane yapan neydi peki? Doğasını yaşamaktı aslında. Kocaman kocaman işler değildi.
Evet yanlış okumadınız; doğasını yaşayarak efsane oldu.
İşi Devletti ve Devleti yaşatmak için insanı yaşatmaya çalıştı.
Peki insanı yaşatmak;
İnsanı da insan yaşatacak. İnsanın yönetildiğini unutmadan yönetmek.
Yaşanan bir mağduriyette kendi evladı, annesi, babası, eşi, dostu yaşamış gibi hissedip o hassasiyetle çözümler geliştirmek,
Basit gibi görünen sorunların ardında kaç kişinin gözünün yaşlı kalabileceğini tahmin ederek mesela;
Adil yönetimin, adaletin Devletin milletine borcu olduğunu bilerek adımlar atmak,
O da öyle yapmamış mıydı?
İnsan olarak eğildi sorunlara kimi zaman. Tebdil-i kıyafetle dolaşırken Devlet kurumlarının koridorlarında ya da sokaklarda.
Aldığı kararlar, verdiği emirler Valilik kararı, Valilik emri miydi Millet için Devlet kararı-emri miydi?
Her şey bizim için hissi yok muydu?
Zalimler de vardı. Ama Devlet de vardı. Devlet de O’ydu. Dikilirdi karşılarına. Devlet, milleti için siper ederdi göğsünü.
Yaşasaydı… Denizli’den gitti geri dönmedi. Denizli hep O’nu bekledi belki de. Özlemedi, hasretini çekti hep.
Gitti, dönmedi. Ne ailesine, ne Devletine, ne milletine ne de Denizli’ye.
Efsane Valinin “dönünce yaparım” dedikleri vardı. Onlar hala bekliyor. Denizli hala bekliyor.
Aslında hazır da Denizli; yarım kalanları bütün etmeye hazır. Denizli, “Denizli için” e hazır.
Bir insandı. Herkes gibi. İnsanlığını da katarak, unutmayarak yaptı görevini. Devlet bilgisi, görgüsü ne ise onu yaptı.
Kocaman kocaman şeyler değil.
Ama kocaman oldu, efsane oldu.
Peki şimdi Efsane kaldığı yerden devam eder mi?
Neden olmasın? O da bir insan, o da Devlet adamı.
Denizli Devlet kurumlarından, her hanesine kadar Devletine, Valisine kucak açtı. Umutla döşedi Denizli yollarını.
Kaldığımız yerden devam etmeye dair özlemimiz, hazır oluşumuz tamdır.
İnancımız da aynı şekilde, o günleri yaşarcasına umutla.
Gülay Çetkin
