13984,11%-0,37
42,59% 0,02
49,83% 0,59
5796,73% 0,52
9292,05% 0,12
Türkiye'de her yedi çocuktan birinin maruz kaldığı akran ve siber zorbalık tehlikesine karşı üç bakanlık (Aile, MEB, Sağlık) 2025 boyunca sürecek ortak eylem planı başlattı. 6,3 milyon öğrenciye şiddetle mücadele ve empati eğitimi verilirken, aileler mobil uygulamalarla destekleniyor. Başvurular 5 bini aştı.
Türkiye’de çocuklar arasında akran zorbalığına ilişkin yeni veriler, riskin boyutunun giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor. Yapılan ulusal araştırmalar, her yedi çocuktan birinin yani %13,8’inin düzenli olarak zorbalığa maruz kaldığını gösteriyor. Dijitalleşmenin etkisiyle siber zorbalığın yaygınlaşması, tablonun daha da endişe verici bir hâl almasına yol açarken; devlet üç bakanlık eliyle 2025 yılı boyunca sürecek kapsamlı bir mücadele programını devreye alıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ortak eylem planıyla milyonlarca öğrenci, öğretmen ve ebeveyne ulaşmayı hedefliyor.
Zorbalık artık sadece fiziksel ya da sözel şiddetle sınırlı değil. Dijital platformlarda yayılan tehdit, hakaret, dışlama ve manipülatif davranışlar çocukların psikolojisini doğrudan etkiliyor. 2022 verilerinde kız çocuklarının %14,2’si, erkeklerin ise %13,4’ü ayda en az bir kez zorbalığa maruz kaldığını belirtiyor. Uzmanlar, dijital mecraların görünmez ancak yıkıcı etkisine özellikle dikkat çekiyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türkiye genelinde oluşturduğu Çocuk Hakları Komiteleri aracılığıyla 81 ilde yürüttüğü çalışmalarla 9.504 çocuğa akran zorbalığı ve güvenli internet kullanımına yönelik eğitim verdi. Bakanlığın geliştirdiği ve 1 milyondan fazla kullanıcıya ulaşan “İlk Öğretmenim Ailem” uygulaması, ailelere zorbalığı tanıma, çocuklarla doğru iletişim kurma ve çözüm üretme süreçlerinde rehberlik sunuyor.
Ayrıca UNICEF iş birliğiyle yürütülen Pozitif Ebeveynlik Programı, ailelere psikososyal destek sağlayarak çocukların duygusal güvenliğini artırmayı amaçlıyor.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2025’in ilk dokuz ayında 5.023 kişi akran zorbalığı nedeniyle bakanlığa bağlı merkezlere başvurdu. Bu kapsamda psikolojik destek amaçlı 14.326 danışmanlık hizmeti verildi.
Bakanlık tarafından yürütülen 1.869 eğitimle 107 bini aşkın bireye ulaşılırken, EASE Programı çocuklara duygusal dayanıklılık, stres yönetimi ve empati becerileri kazandırmayı hedefleyen özel grup çalışmalarıyla ön plana çıkıyor.
MEB, mücadeleyi doğrudan okul merkezli bir stratejiyle ele alıyor. 2024–2025 eğitim yılı kapsamında 6,3 milyon öğrenciye, 60 bin öğretmene ve 340 bin veliye akran zorbalığı, şiddetin önlenmesi ve sağlıklı iletişim konularında eğitim verildi.
Sosyal-duygusal gelişim programları sayesinde 5,2 milyon öğrenciye empati, öfke kontrolü ve çatışma çözme becerileri kazandırıldı.
Bakanlığın hazırladığı “İkizlerin Hikâyesi”, “Kahramanın Maceraları” gibi yaş grubuna uygun materyaller ise özellikle ilkokul öğrencilerinin dijital risklerle başa çıkma kapasitesini artırmayı hedefliyor.
Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Dr. Nil Berktan, sürecin çok boyutlu oluşuna dikkat çekiyor:
“Zorbalığın okulda başlaması ama dijital ortamda devam etmesi, çocukların zihinsel yükünü katlıyor. Üç bakanlığın ortak hareket etmesi oldukça değerli. Ancak mücadelenin sürdürülebilir olması için eğitimlerin düzenli aralıklarla yenilenmesi ve aile-okul iletişiminin güçlendirilmesi şart.”
Uzmanlar, zorbalık olaylarının önemli bir bölümünün okul dışında yaşandığını belirterek mücadelenin sadece eğitim kurumlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguluyor. Medyada artan farkındalık çalışmaları ve CİMER’e yapılan başvuruların çoğalması, toplumda bilinç düzeyinin yükseldiğini gösteriyor.
Türkiye’nin 2025 vizyonu, çocukları koruyan güçlü bir savunma hattı oluşturmayı amaçlıyor. Programın hayata geçmesiyle birlikte hem çocukların güvenli alanları genişleyecek hem de eğitim ortamları daha sağlıklı ve destekleyici hâle gelecek.
“Görünmeyen Yaralar: Akran Zorbalığının Sessiz Gerçeği”
Akran zorbalığı, toplumun uzun yıllar boyunca göz ardı ettiği fakat etkileri itibarıyla çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin yaşam kalitesini doğrudan şekillendiren kritik bir risk alanı olarak artık karşımızda duruyor. Bugün biliyoruz ki zorbalık yalnızca bir davranış biçimi değil; sessizce ilerleyen, psikolojik izler bırakan ve bireyin kendilik algısını derinden zedeleyen bir travma türü.
Türkiye’de yapılan saha araştırmaları, her yedi çocuktan birinin düzenli olarak akran zorbalığına maruz kaldığını gösterirken, dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte siber zorbalığın etkilerinin daha karmaşık ve daha yıkıcı bir boyuta taşındığı görülüyor. Buna rağmen, birçok çocuk hâlâ yaşadığı olumsuzlukları ifade etmekte zorlanıyor; çoğu zaman suçluluk hissediyor, çoğu zaman ciddiye alınmıyor ve çoğu zaman yetişkinler tarafından yanlış yorumlanıyor.
Oysa akran zorbalığı, “geçer gider” denilecek bir mesele değildir.
Sessiz kalındığında büyür, önemsenmediğinde derinleşir, normalleştirildiğinde ise nesiller boyunca tekrar eder.
Zorbalığa maruz kalan çocukların yaşadığı en belirgin zorluk, “görünmeyen yaralar” olarak tanımlanan içsel kırılmalardır. Bu kırılmaların bazıları anlık şikâyetler gibi görünse de aslında uzun vadede:
gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Bir çocuğun, “dışlanmış hissediyorum” cümlesi bile iyi yönetilmediğinde yıllar boyunca sürecek psikolojik bir iz haline gelebilir.
Bugün zorbalık sadece okul bahçesinde, sınıf kapısında, sokakta yaşanmıyor.
Dijital platformlar, çocuklar arasında görünürlüğü yüksek ama kontrolü düşük yeni bir zorbalık alanı oluşturuyor. Bir fotoğraf, bir yorum, bir mesaj… saniyeler içinde yayılarak bir çocuğun sosyal çevresini derinden etkileyebiliyor.
Bu süreçte en tehlikeli unsur ise şu:
Siber zorbalık kesintisizdir.
Evde, okulda, tatilde… Ekranı olan her yerde takip eder.
Akran zorbalığıyla mücadele ancak güçlü bir iş birliğiyle mümkündür. Ailelerin duyarlılığı, öğretmenlerin erken fark etme becerisi ve toplumun konuya dair bilinç düzeyi bu mücadelenin temelini oluşturur. Bir çocuğun sesini ilk duyan genellikle ailesidir; yönlendiren öğretmenidir; destekleyen ise toplumun kendisidir.
Bu yüzden farkındalık çalışmaları sadece eğitim değil; aynı zamanda bir koruma kalkanıdır.
Bir çocuğun gülüşü, bir toplumun aynasıdır.
Eğer o gülüş sönükse, hepimiz eksik kalıyoruz.
Akran zorbalığını durdurmak yalnızca bir sorunu çözmek değildir;
bir çocuğun hayatına temas etmek, geleceğini korumak, özgüvenini onarmak ve ona ait olduğu hissini yeniden kazandırmaktır.
Her çocuk;
saygıyı, güveni, korunmayı ve anlaşılmayı hak eder.
Bu sadece bir temenni değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.