14915,65%1,02
43,12% 0,21
50,20% -0,08
6245,46% 0,83
10147,72% 0,77
Eğitim Bir Sen İstanbul 4 No’lu Şubesi’nin 08 Ocak 2026 tarihinde Pendik’te gerçekleştirdiği Teşkilat Buluşması, adında “buluşma” geçmesine rağmen, maalesef teşkilatla buluşmaktan özellikle kaçınılan bir programa dönüştü. Genel Başkan Ali Yalçın’ın da katıldığı ve son konuşmacı olarak kürsüye çıktığı bu toplantı, teşkilatın sesini duymaya değil, teşkilata tek ses dayatmaya yönelik bir monologdan ibaret kaldı.
Kürsüde anlatılanlar ne yazık ki gerçekle yüzleşme cesaretinden uzak, “bana bir masal anlat ki içinde Ali Yalçın olsun” tadında, süslenmiş cümleler ve tekrar eden ezberlerden oluşuyordu. Sahada yaşanan sorunlar yok sayıldı, teşkilatın biriken itirazları duymazdan gelindi, üyelerin hafızası adeta test edilmeye kalkışıldı. Sanki herkes her şeyi unutmuş, sanki yaşananlar hiç olmamış gibi konuşuldu.
Biz bu programa teşkilata yakışan bir vakar ve sabırla katıldık. Saatlerce süren konuşmaları, içimize sinmese de nezaketle dinledik. Ancak işin en can alıcı noktasında, davet edilen yönetici ve üyelere tek bir söz hakkı dahi tanınmaması, soru-cevap bölümünün özellikle ve ısrarla yapılmaması, bu programın niyetini açıkça ele verdi. Çünkü soru demek hesap demektir; hesap ise korkanın sevmediği bir şeydir.
Salonun nabzını tutmak yerine kürsüyü koruma refleksiyle hareket eden bir anlayış hâkimdi. Kaybetme korkusunun dağları aştığı, salondaki her eleştirel bakıştan, her mırıltıdan, hatta her suskunluktan bile ürküldüğü açıktı. Toplu Sözleşme sürecinde yaşanan fiyasko, sanki başkalarının marifetiymiş gibi anlatıldı. Üyenin gözünün içine baka baka masal okundu; yetmedi, bu tablonun sorumluluğu da dönüp dolaşıp yine üyelerin sırtına yüklendi.
Daha da vahimi, bütün bu başarısızlığın ardından üyelere üst perdeden ayar verme cüreti gösterildi. Soru sorulmasın diye program hızla bitirildi, mikrofonlar kapatıldı, salon susturulmak istendi. Çünkü gerçekler konuşulursa, masal bozulacaktı. Çünkü soru gelirse, cevap vermek gerekecekti. Ve o cevapların hazır olmadığı çok açıktı.
Bizler bu tiyatronun figüranı olmayı reddettik. Masal dinlemek için değil, söz söylemek için oradaydık. Teşkilat bilinciyle, sorumluluk duygusuyla, nezaket sınırlarını aşmadan ama onurumuzu da çiğnetmeden salonu terk ettik. Bu bir protesto değil, bir duruştu. Susturulmaya karşı sessiz ama kararlı bir itirazdı.
Şu bilinmelidir: Teşkilat, alkış makinesi değildir. Üye, fatura kesilecek günah keçisi hiç değildir. Sorudan kaçan, hesap vermekten korkan bir yönetim anlayışının artık söyleyecek sözü de kalmamıştır. Bizim suskunluğumuzu manipüle etmeye çalışanlar, büyük bir yanılgı içindedir.
Evet, sözümüz de var, meydanımız da var.
Ve o meydan; masalların değil, hakikatlerin konuşulduğu yerdir.
Ne kürsü tekeline, ne de suskunluk dayatmasına teslim olmayacağız.
Yıldırım Demirci
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.