14292,72%0,97
42,69% 0,01
50,18% 0,06
5956,04% 0,92
9548,83% 0,71
TBMM Komisyonu'nda otizmdeki dramatik artış masaya yatırıldı. MEB Genel Müdürü, otizmin 25 yılda her 2.500'den her 30 çocuktan birine yükseldiğini belirterek 'toplumsal tehdit' uyarısı yaptı. Tahminler, 2050'de özel eğitimde 1 milyon otizmli öğrenci olacağını gösteriyor.
Otizmde Endişe Veren Artış TBMM Gündeminde
Türkiye’de otizm spektrum bozukluğu görülme oranlarındaki hızlı yükseliş, TBMM’de kurulan komisyonda kapsamlı şekilde ele alındı. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Mustafa Otrar, otizmin görülme sıklığındaki büyümenin “toplumsal tehdit boyutuna ulaştığını” vurgulayarak çarpıcı veriler sundu.
Otrar’ın paylaştığı istatistiklere göre, yaklaşık çeyrek asır önce her 2.500 çocuktan birinde rastlanan otizm, bugün her 30 çocuktan birinde görülüyor. Artışın nedenlerinin net şekilde belirlenemediğini belirten Otrar, Türkiye’de yıllık ortalama 10 bin yeni otizm tanısı konduğunu ifade etti.
Bakanlığın verileri, özel eğitim hizmetlerindeki öğrenci dağılımının giderek çeşitlendiğini gösteriyor. Mevcut tablo şu şekilde:
428 bin öğrenci kaynaştırma ve bütünleştirme kapsamında eğitim görüyor.
67 bin 811 öğrenci doğrudan özel eğitim kurumlarında öğrenim alıyor.
97 bin 925 öğrenci okullardaki özel eğitim sınıflarında eğitimine devam ediyor.
11 bin öğrenci evde eğitim hizmetinden yararlanıyor.
537 öğrenci, 33 ildeki hastanelerde kurulan 102 özel sınıfta eğitim alıyor.
Mustafa Otrar, mevcut artış trendi sürdüğü takdirde özel eğitim altyapısının gelecekte çok daha ağır bir yükle karşılaşacağını belirterek, “2030’da kaynaştırma eğitimi alan otizmli öğrenci sayısının 750 bine, 2050’de ise 1 milyonun üzerine çıkacağı öngörülüyor” dedi.
Toplantıda söz alan Türkiye Otizm Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Av. Sedef Erken, resmi verilerin buzdağının sadece görünen kısmını oluşturduğunu savundu. Erken, tanı almamış yetişkin otizmli bireylerin sayısının oldukça fazla olduğuna dikkat çekerek:
“Türkiye’de gerçek otizmli birey sayısının 1 milyona yaklaştığını düşünüyoruz. Tanısı olmayan, raporu bulunmayan çok sayıda yetişkin var.” açıklamasında bulundu.
Erken ayrıca otizmin aileler üzerinde ağır psikolojik, sosyal ve ekonomik bir baskı yarattığını belirterek, “Otizmli çocuğu olan ailelerde boşanma oranı yüzde 80’lere kadar çıkıyor” bilgisini paylaştı.
Sedef Erken, otizmli bireylerin yaşam kalitesinin artırılması için devletin tüm kurumlarını kapsayan bütüncül bir sistem oluşturulması gerektiğini vurguladı ve şu önerileri sıraladı:
Tüm özel eğitim sınıflarına denetim ve güvenlik amaçlı kamera sistemi kurulması.
Her otizmli çocuk ve yetişkin için bireysel bir sosyal çalışmacı görevlendirilmesi.
Aile hekimliği modeline benzer, asistan destekli yaşam sistemi oluşturulması.
Türkiye çapında tüm verilerin toplanacağı ulusal otizm veri tabanı kurulması.
Komisyonda ayrıca otizmin tanı ve seyriyle ilgili önemli bilgiler paylaşıldı. Uzmanlar, otizmin erkek çocuklarında kızlara oranla 4 kat daha fazla görüldüğünü, anne karnında tespit edilemediğini ve kan ya da görüntüleme yöntemleriyle teşhis edilemediğini hatırlattı.
Tanının ancak çocuk psikiyatristleri tarafından; gözlem, aile görüşmeleri ve gelişim testleriyle konulabildiği ifade edildi. Genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülen otizm için bilim dünyasının hâlâ kesin bir tedavi yöntemine ulaşamadığı belirtildi.
Editör Yorumu
Otizm spektrum bozukluğuna ilişkin rakamlar her geçen yıl büyürken, gerçekte büyüyen sadece istatistikler değil; binlerce ailenin omzundaki görünmez yük, kaygı ve çaresizlik de artıyor. Resmi tabloların soğuk yüzü, evlerde sabaha kadar süren uykusuz nöbetleri, annelerin sessizce döktüğü gözyaşlarını, babaların güçlü görünmeye çalışırken içten içe kırılan yüreklerini yansıtmaya yetmiyor.
Bu ülkenin her sokağında, her mahallesinde, her okulunda bir “fark edilmemiş ses” var. Otizmli çocukların dünyası, çoğu zaman kapalı bir kapı gibi algılansa da aslında doğru destekle açılabilecek kocaman bir evren. Her bir çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bambaşka bir ışık var.
Tam da bu nedenle, yalnızca istatistikleri konuşmak yeterli değil. Ailelerin yalnızlığını azaltacak, çocukların eğitim yolculuğunu güçlendirecek, sosyal hayata katılımlarını artıracak sürdürülebilir bir devlet politikası artık zorunluluk haline geldi. Otizm, bireysel bir mesele değil; toplumsal bir sorumluluktur.
Türkiye’nin geleceği yalnız akademik başarılarla değil; kırılganını koruyabilen, farklılığını sahiplenebilen, her vatandaşının elinden tutabilen bir sistemle inşa edilir. Bugün alınacak tedbirler, sadece otizmli çocukların değil, bu ülkenin vicdanının da geleceğini belirleyecek.
Bir editör olarak şunu söylemeliyim ki:
Otizmi istatistiklerde değil, yüzlerde görmeye başladığımız gün gerçek dönüşüm başlayacak.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.