14765,59%0,37
43,04% 0,03
50,35% 0,12
6150,96% -0,13
10070,24% -0,93
Kurucu değerlere dönme mücadelemiz “konuyu kişiselleştiriyor” algısı oluşturularak direniş eksenimiz değersizleştirmeye çalışılmaktadır.
Sendikal konularda, eleştiri sınırları içinde kalan düşüncelerini ifade ettiği için bir kurucu üyeye dört (4)ayrı tazminat davası açanlar ve on (10) ayrı suç duyurusunda bulunanlar mı konuyu kişiselleştiriyor; yoksa uğradığı tüm haksızlıklara ve maruz kaldığı açık mağduriyetlere rağmen bireysel hesaplaşma yoluna gitmeyip enerjisini, gücünü ve motivasyonunusendikanın Akif İnan çizgisine yeniden dönmesi için yasal zeminde mücadeleye hasreden mi?
Takdir, her zaman olduğu gibi, saygıdeğer kamuoyunundur.
Bizler; sendikaya emek, ömür ve gönül vermiş kurucu üyeler olarak, sendika üst yönetiminin kurucu değerlere aykırı, kişisel menfaatleri önceleyen uygulamalarına daha fazla sessiz kalamazdık. Bu nedenle 15.06.2021 tarihinden itibaren meşru ve ilkesel bir duruşla el yükselttik. Hayatımız boyunca hocalarımızdan öğrendiğimiz Kur’an ve Sünnet öğretisini rehber edindik; fiilimizde, tutumumuzda ve davranışlarımızda bu ilahi öğretinin inşa ettiği ahlakı referans aldık. Dilimizden dökülen söz de, kalemimizden süzülen kelam da bu esas, usul ve üslup çerçevesinde şekillendi.
Yazılarımızda; Anayasa’nın 26 ve 28. maddeleri, AİHS’nin 10. maddesi ve Basın Kanunu’nun 3. maddesi ile açıkça belirlenmiş sınırlılıklara titizlikle riayet ettik. Milli güvenliğe tehdit, suç işlemeye teşvik, devlet sırrının ifşası, kişilik haklarının ihlali ya da toplumun ahlakına aykırılık gibi en küçük bir unsur dahi yazılarımızda yer almadı. Nitekim bu hassasiyetin somut göstergesi olarak, bugüne kadar tek bir yazımız hakkında dahi Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilmiş bir erişim engeli ya da yayından kaldırma kararı bulunmamaktadır.
Mücadelemiz hiçbir zaman kişisel olmadı; ilkeli oldu. Eğer bugün Akif İnan’ın bizlere emanet ettiği bu soylu dava, kurucu değerlerinden sapmışsa, bunun birinci dereceden sorumluluğu on yılı aşkın süredir genel başkanlık koltuğunda oturan Ali Yalçın’a aittir. Bizim eylem, söylem ve yazılarımızda hedef aldığımız bir şahsın kendisi değil; o şahsın sendikal uygulamalarıdır.
Bizler, yasaların tanıdığı sınırlar içerisinde düşüncelerimizi ifade ederken, sorumluluk makamında bulunanların çıkıp cevap vermesi beklenirdi. Ancak bunun yerine sendikanın örgütsel gücü ve bu güçten kaynaklanan kamu nüfuzu, üzerimize orantısız ve baskıcı bir biçimde kullanılmaktadır.
Buradan “konu kişiselleştiriliyor” diyen, yazan ve konuşanlara açıkça soruyoruz:
Daha ilk tazminat davası sonuçlanmadan, aynı içerikte üç ayrı tazminat davası daha açmak; kin, garez ve düşmanlığın açık bir tezahürü değil midir?
Cumhuriyet Savcılıklarına on (10) ayrı suç duyurusunda bulunmak, kamuoyuna mal olmuş bir meseleyi kişisel husumete dönüştürmek değil de nedir?
Milli Eğitim Bakanlığı’na, görevimle ilgisi olmayan yazılar üzerinden yapılan şikâyetlerin sayısını ise özellikle anmıyorum.
Ali Yalçın’ın şahsıma açtığı tazminat davasının reddedilmesi ve Cumhuriyet Başsavcılıklarına yaptığı suç duyurularının kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla sonuçlanmasının ardından; iftira, tazminat ve görevi kötüye kullanma başta olmak üzere tüm yasal haklarımı saklı tuttuğumu açıkça ifade etmemizerağmen, yalnızca sendikamızın yeniden bir dava hareketine dönüşmesi için mücadele edeceğini kamuoyuna ilan eden bir kişiye “konuyu kişiselleştiriyor” demek, en hafif ifadeyle haksızlıktır.
Bu tür söylemler, sendikamıza çöreklenmiş bir avuç rantiyecinin menfaatine hizmet etmekten başka hiçbir anlam taşımamaktadır. Samimi ve ilkesel mücadelemizi değersizleştirmeye, itibarsızlaştırmaya yönelik her türlü eylem ve söylem; teşkilatımızın kurucu değerlerine açık bir ihanettir.
Yıldırım Demirci
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.