Menü Öğretmenler Sitesi
Tarih: 09.03.2026 11:35
TOPLUMUN KÖR IŞIĞINDA KADIN

TOPLUMUN KÖR IŞIĞINDA KADIN

Facebook Twitter Linked-in

Bir gün, bir kadın gelir, çıkar sahneye;
omuzlarında kimsenin görmediği yorgun bir atlas,
dudak kenarında yarım kalmış bir gülümseme. vardır.

Toplum onun sahneye çıkışını alkışlar,
ama kulise dönerken taşıdığı acıyı görmez.
O sahne, kadının değil;
toplumun ona biçtiği rolün sahnesidir.

Kadın güçlüdür, derler ya.
Sanki güç, onun doğumla aldığı bir sorumluluk;
sanki dayanmak, kadının kaderine yazılmış bir zorunluluk gibi…

Oysa kadınların gücü, kendi tercihleri değil,
toplumun sessizce üzerlerine bıraktığı bir kamburdur çoğu zaman.
Ne zaman dizlerinin bağı çözülse,
" abartıyor" diye bakılir.
Sanki güçten yorulmak, güçten kırılmak mümkün değilmiş gibi.

Her gün aynı sahne tekrarlanır:
O  kadın yorgun argümanları sırtına yükler, 
suskunluğunu görünmez bir manifesto gibi taşıyarak söylenmeyen tümcelerin kamburuyla yürür.

Biz ise seyirci koltuklarımızda rahatız;
onun sahnedeki varlığına alışkın,
onun çabasına kör,
onun sessizliğine sağırız.

O kadın ne zaman hakkını arasa,
sesi "sert" bulunur;
ne zaman gücünü gösterse,
"fazla iddialı" derler;
ne zaman yorulduğunu söylese,
"abartıyor" diye geçiştirirler.

Toplum, kadının acısını ölçmek için tuhaf bir cetvel kullanır:
Ne kadar çok susuyorsa, o kadar makbuldür.
Ne kadar çok dayanıyorsa, o kadar değerlidir.
Ne kadar çok yük taşıyorsa, o kadar kutsaldır.

Fakat hiçbir kutsallık,
bir insanın omzuna bu kadar ağırlığı hak görmez.
Kadınların susturulmuş sesi,
bu toplumun vicdanında yankılanan en büyük çatlaktır.
Sokaklarda, meydanlarda, caddelerde…
Kadınların görünmez emeği;
görünür olan bütün düzenin harcıdır aslında.
Onlar susunca düzen işler,
onlar yorulunca sistem ilerler,
onlar sessiz durdukça herkes kendi gürültüsünü haklı sanır.

Ama bir gün…
O kadın sahnenin ortasında durur,
ışığın köşesinden sıyrılarak kendi karanlığına bakar ve fısıldar:

"Ben sadece başkalarının yazdığı bir rol değilim."

İşte o cümle, toplumun en çok sarsıldığı andır.
Çünkü o kadın kendi adını sahneye yazdığında,
alışılmış bütün düzenler yerinden oynar.

Biz  şunu unuttuk:
Kadınlar sadece hikâyenin içinde değil;
hikâyenin ta kendisidir.
Hikâyeyi ise en çok susturmaya çalıştığımız yerde,
en çok onlar anlatır aslında.

Belki bir gün…
O Kadının sahnesine toplumun körelmiş ışığı değil,
hak ettiği adalet düşer.
Belki bir gün yükü hafifler,
sesi yankı bulur,
varlığı görülmek zorunda kalınan  bir 'mecburiyet'değil,
kendiliğinden bir değer olur.

Serap Yurtsever




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —