2026'nın ilk zamlı maaşlarının hesaplara yattığı gün, sevinç değil tepki sesleri yükseldi! Memur-Sen teşkilatı, Hazine ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında meydanlara çıkarak kamu görevlileri arasındaki derinleşen ücret uçurumunu protesto etti. Genel Başkan Ali Yalçın'ın "Ücrette denge yoksa sistemde bütünlük olmaz" sözleriyle damga vurduğu eylemlerde, aynı işi yapıp farklı maaş alan personel tablosu "sosyal maliyet" uyarısıyla gündeme taşındı. Peki, sekiz toplu sözleşmenin dördünde neden uzlaşma sağlanamadı? Hakem Kurulu neden eleştirilerin hedefinde? Enflasyon ve kira kıskacındaki memurun "üç maddelik" acil çözüm planı neleri kapsıyor? Kamuda çalışma barışını sarsan bordro karşılaştırmalarının perde arkası ve eylem sürecinin geleceğine dair tüm detaylar haberimizde...
Memur-Sen'den Ücret Adaletsizliği Protestosu: "Sistem Tıkandı"
2026 yılının ilk maaş ödeme gününde Memur-Sen teşkilatı, kamu görevlileri arasındaki ücret dengesizliğini protesto etmek amacıyla Türkiye genelinde eş zamanlı eylemler gerçekleştirdi. Ankara'da Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde toplanan sendika üyeleri, diğer illerde ise meydanlarda kitlesel basın açıklamaları yaptı.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, yaptığı açıklamada kamuda uzun süredir devam eden ücret adaletsizliğinin artık sürdürülemez bir noktaya ulaştığını belirterek, kapsamlı bir ücret reformu çağrısında bulundu.
Yalçın, kamuda aynı işi yapan personelin farklı statüler nedeniyle ciddi maaş farklarıyla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Zamlı maaşlara rağmen adaletsizliğin daha da belirgin hâle geldiğini ifade eden Yalçın, bu durumun çalışma barışını zedelediğini söyledi.
Kamu kurumlarında çalışanların sürekli bordro karşılaştırması yapmak zorunda kaldığını belirten Yalçın, "Gece nöbeti tutan bir güvenlik görevlisi, yanında aynı işi yapan başka bir personelin kendisinden katbekat fazla ücret aldığını görüyor. Bu tablo kamu vicdanını yaralıyor" ifadelerini kullandı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bütçe dengesi sağlanırken kamu çalışanlarının yaşam koşullarının yeterince dikkate alınmadığını savunan Yalçın, artan kira, gıda ve temel ihtiyaç maliyetlerinin memurlar üzerindeki baskıyı ağırlaştırdığını dile getirdi.
Sosyal maliyetin göz ardı edilmesinin kamu hizmetinin niteliğini doğrudan etkilediğini ifade eden Yalçın, kurum içi dengesizliklerin motivasyon kaybına ve hizmet kalitesinde düşüşe yol açtığını söyledi.
Toplu sözleşme mekanizmasına da eleştiriler yönelten Yalçın, bugüne kadar yapılan sekiz toplu sözleşmenin dördünün uzlaşmazlıkla sonuçlandığını hatırlattı. Hakem Kurulu kararlarının kamu çalışanlarının beklentilerini karşılamadığını belirten Yalçın, emek tarafının taleplerinin yeterince dikkate alınmadığını ifade etti.
"Terazi ellerinde ama denge gözetilmiyor" diyen Yalçın, ekonomik göstergeler dikkate alınırken emeğin hakkının geri planda kaldığını savundu.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, sendikanın taleplerini üç ana başlık altında topladıklarını belirterek şu maddeleri sıraladı:
Kamuda kapsamlı bir ücret reformunun hayata geçirilmesi
Kayıpları telafi edecek ve emekliliğe de yansıyacak seyyanen zam yapılması
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun uluslararası normlara uygun hâle getirilmesi
Yalçın, talepler karşılık bulana kadar eylemlilik sürecinin kararlılıkla devam edeceğini vurgulayarak, "Kamu çalışanlarının hakları teslim edilene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Memur-Sen'in ülke genelinde gerçekleştirdiği eş zamanlı eylemler, kamuda ücret adaleti tartışmasını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.
Editöryel Değerlendirme
Kamuda ücret dengesizliği tartışması, yalnızca maaş artış oranlarıyla sınırlı bir başlık olmaktan çıktı. Aynı işi yapan, aynı sorumluluğu taşıyan personelin farklı statüler nedeniyle ciddi gelir farklarıyla karşı karşıya kalması, uzun vadede kamu hizmetinin sürdürülebilirliğini de tartışmalı hâle getiriyor.
Memur-Sen'in sahaya inerek yaptığı bu uyarı, rakamların ötesinde bir soruna işaret ediyor: Çalışma barışı. Kamu çalışanlarının sürekli bordro kıyaslaması yapmak zorunda kalması, motivasyon kaybını ve kurumsal aidiyet zayıflığını beraberinde getiriyor. Bu durum, yalnızca çalışanları değil, sunulan hizmetin niteliğini de doğrudan etkiliyor.
Öte yandan bütçe disiplini ile sosyal denge arasında kurulması gereken hassas çizgi, her geçen yıl daha zor bir sınavdan geçiyor. Ekonomik gerçekler kadar insan kaynağının korunması da kamu yönetiminin temel sorumlulukları arasında yer alıyor. Ücret politikalarının, geçici çözümler yerine bütüncül ve kalıcı bir yaklaşımla ele alınması gerektiği yönündeki çağrılar bu nedenle önem kazanıyor.
Önümüzdeki süreçte atılacak adımlar, yalnızca bugünün maaş tablolarını değil, kamuda çalışma ikliminin geleceğini de belirleyecek.